SORU VE CEVAPLAR

Nöralterapi Almanya başta olmak üzere Avrupa ve ABD'de yaygın uygulanan bir tedavi şeklidir. İsviçre Bern Üniversitesinde Nöralterapi Anabilim dalı vardır. Başında değerli dostum Prof. Dr. Lorenz Fischer bulunuyor. Türkiye'de bu tedavi şeklini altı yıl öncesine kadar sadece Almanya'da bulunmuş ve eğitimini almış hekimler uyguluyordu. Ancak altı yıldır Türkiye'de her geçen gün bu tedaviye ilgi gösteren ve hekimlerin eğitimine katıldığı bir tedavi şekli olmuştur. 

Dr. Hüseyin Nazlıkul

Nöralterapi vejetatif diğer bir adıyla otonom sinir sistemine etki ederek vücudun iç dengesine kavuşmasını sağlayan lokal (bölgesel) bir enjeksiyon yöntemidir. Aynı zamanda vücudun tamir sistemlerini de harekete geçirerek bedenin kendi kendisini tedavi etmesine izin verir. Bu nedenle de etkileri kalıcıdır.

Vejetatif Sinir Sistemi = Otonom sinir sistemi: Vücudun tüm otonomik (istemsiz) işlevlerini düzenleyen sistemin bir parçasıdır. Kalbin çalışması, kan basıncının kontrol edilmesi, hormonların düzenlenmesi, sindirim sisteminin çalışması, bağırsak hareketleri, idrar çıkartılması, cinsel işlevler, adet görme, terleme ve vücut sıcaklığının ayarlanması gibi temel işlevler hep bu sistem aracılığıyla yapılmaktadır.

Bu sistemde bir düzensizlik olması, kalp çarpıntısı, tansiyon sorunları, sindirim problemleri, kabızlık ve ishal, hormon düzensizlikleri (buna bağlı üreme problemleri), adet düzensizlikleri, aşırı terleme veya aşırı sıcak hissetme veya çok üşüme gibi rahatsızlıkları oluşturmaktadır. Bu da bize hastalıkların otonom sinir sistemi üzerinden semptom verdiğinin ispatıdır.

Nöralterapi hastalıkların tedavisinin vejetatif sinir sistemi üzerinden tedavi edilebileceği anlamı çıkmaktadır. Nitekim nöralterapi bu sisteme etki ederek uygulanmaktadır. Bozulmuş olan sinir sisteminin düzenlenmesi üzerinde en etkin tedavi şeklidir. Almanya başta olmak üzere çok yaygın kullanılan bir tedavi şeklidir.
Uygulama sırasında yapılan enjeksiyonlar direk sinirler içine değil, sinirlerin en yoğun bulunduğu cilt altı bölgelerine yapılmaktadır. Bu nedenle yan etkisi yok denecek kadar azdır.

Cilt altındaki bu sinirler bir bilgi ağı (network) gibi tüm bedeni kapladığı için uyarının iletiminde bir sorun yaşanmamaktadır. Böylece vücudun iç dengesi sağlanmakta, hücreler üzerindeki olumsuz etki kaldırılmakta ve hücrelerin normal çalışması sağlanmaktadır. Bu noktada ağrı refleks arkını kıran, vücudunuzu toksinlerden temizleyen, tamamlayıcı tıp yöntemlerine ihtiyacınız var demektir. Bunların en önemlisi de nöralterapidir.

Nöralterapi ile 4 yıldır uğraşmaktayım. Her geçen gün daha da sevmeye başladım. Tedavilerde aldığım sonuçlar yüz güldürücü. Nöralterapi ile vücudu bir bütünsellik içinde ele alıp, zaman ilişkisini iyi değerlendirip, geçirilen travmalar, ameliyatlar ve bozucu alan olacak tüm unsurlar dikkate alınarak bir tedavi protokolü belirlenir. Segmental yaklaşım ve o bölgenin sempatik gangliyon ve inervasyon ilişkisi hesaba katılarak, uygulanan tedavi sonucu fayda görmeyen hastam yüzde 10’dan azdır. Bunlar da doku hasarı olmuş veya cerrahi endikasyon kapsamına girmiş vakalardı.

Fibromyalji, faset eklem sorunları, bel ağrıları, omuz ağrıları, uyuşma ve karıncalanma tarzı nörojenik sorunlarda , eklem ve kas ağrılarında ve migren gibi vasküler kaynaklı ağrılarda, trigeminal nevralji gibi oldukça zorlu vakalarda nöralterapiyi Türk hekimlerine ve hastalarına tavsiye ediyorum.

Dr. Hüseyin Nazlıkul

Ben tamamlayıcı tıp ve nöralterapi konusunda Federal Almanya'da eğitim aldım. Uzun yıllardır Uluslar arası Huneke'ye göre Nöral Terapi Cemiyetinin programına sadık kalarak, onların denetiminde seminerler veriyorum. 2004 yılında Türkiye'de ilk kez Nöralterapi Derneğini kurduk. Bu dernek Uluslararası Nöralterapi Cemiyeti tarafından kabul edilmiş Türkiye'deki tek dernektir. Uluslararası Nöralterapi derneğinin yönetim üyesi ve Türkiye'de kurulan derneğin kurucusu ve başkanıyım. Türkiye'de Nöralterapi eğitimi benim öncülüğümde verilmektedir. Türkiye’de Uluslararası geçerliliği olan Nöralterapi eğitimi verme yetkisi olan tek doktorum. Şimdiye değin Türkiye'de benim başkanlığımda 3 Uluslarası Nöralterapi Kongresi, 6 Sempozyum, 100'ün üzerinde en kısası 2 gün olmak üzere eğitimler ve Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde 5 kongre ve sempozyum gerçekleştirdik. Bu eğitimlere şimdiye değin 500 civarı Türk hekimi katıldı. Türkiye'de ehliyetli nöralterapi yapan tüm hekim listesi derneğin internet sayfasında mevcuttur. 

Dr. Hüseyin Nazlıkul

Türkçe'de tamamlayıcı tıpta olduğu gibi Nöralterapi konusunda da yeteri kadar yazılı kaynak yoktur.  Eğitim verdiğimiz hekimlere seminer kitapçığı veriyoruz. Bu konuda Türkçe olarak yazılmış  sadece iki kaynak var ve bu kaynaklar bana ait. 2002 yılında Nobel Tıp Kitapevi tarafından yayınlanan Akupunktur-Tamamlayıcı Tıp Kitabım ve 2010 Mayıs ayında Nobel Kitapevinde Nöralterapi ders kitabım yayınlandı.  Ayrıca benim öncülüğümde 2006 yıllından beri sürekli yayınlanan bir tamamlayıcı tıp dergisi var ve bu derginin adı BARNAT. 

Dr. Hüseyin Nazlıkul

* NÖRALTERAPİ EĞİTİM KİTABI

* BARNAT YAYINLAR

Avrupa'da tüm ağrı tedavi merkezlerinde nöralterapi en sık uygulanan bir tedavi metodudur. Bu tedavi metodu sayesinde hastalar ağrılarıyla yaşamak zorunda kalmıyorlar. Bunların arasında Migren, gerilim tipi baş ağrısı, boyun sırt ve bel ağrıları, boyun ve bel fıtıkları, kulak çınlaması ve baş dönmeleri, unutkanlık, nevralji, organik fonksiyon bozuklukları, her türlü eklem fonksiyon bozukluğu ve ağrıları, spor yaralanmaları, varis ve selülit tedavisinde, uyku bozukluğu ve düzensizliğinde, bozucu alan tedavisi bunlardan bazılarıdır. 

Ameliyat sonrası ortaya çıkan nedbe dokuları pek çok hastalığa neden olmaktadır. Aksi ispat edilmedikçe tüm skarlar problem teşkil edebilirler. 

Sadece nedbe dokuları değil, geçirilmiş bir hastalık, kullanılmış ilaç, bağırsak florasındaki bozukluk, yaşadığımız ev, içtiğimiz su, kullandığımız cep telefonu, geçirdiğimiz diş tedavileri, doğum ve özellikle sezaryen ile yapılan doğumlar, giydiğimiz elbiseler hepsi birer bozucu alan olabilir. Nöralterapi ana ilkelerinden biri bu bozucu alanları ortadan kaldırmaktır. Sezaryen sonrası yaşamları değişen pek çok kadın vardır. Modern tıp kapsamında bu insanlar yıllarca doktor doktor gezmektedirler. Her geçen gün ağrıları ve şikâyetleri değişmekte ve şiddetlenmektedir. Nöralterapi sayesinde çok kısa zaman içinde insanları sağlıklarına kavuşturmak mümkündür. 

Ülke­miz­de Aku­punk­tur son dö­nem­ler­de ar­tan bir il­gi gör­mek­te­dir, çün­kü pek çok yer­de Sağlık Ba­kan­lığı­nın onay­la­dığı­ Eği­tim prog­ram­la­rı başla­tıl­mıştır. Bu ge­liş­me ol­duk­ça se­vin­di­ri­ci­dir.

An­cak bu seminerlerde Aku­punk­tur eğit­men­li­ği yap­mak­ta olan ba­zı mes­lek­taş­la­rı­mın Aku­punk­tur ve Nö­ral­te­ra­pi ara­sın­da­ki ben­zer­li­ği baz ala­rak, Nö­ral­te­ra­pi’yi “ka­ba bir aku­punk­tur­dur” di­ye ta­nım­la­ma­la­rı il­ginç­tir.  Ya­pı­lan bu yan­lış de­ğer­len­dir­me, bu mes­lek­taş­la­rı­mın Nö­ral­te­ra­pi hak­kın­da hiç­bir bil­gi­le­ri ol­ma­dı­ğın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır.

NÖRALTERAPİ VE AKUPUNKTUR ETKİ MEKANİZMALARI VE KULLANIM ALANLARI

Bu bağ­lam­da, Nö­ral­te­ra­pi ve Aku­punk­tur’un or­tak yan­la­rı, ben­zer­lik­le­ri ve et­ki me­ka­niz­ma­sı ve ara­la­rın­da­ki fark­lı­lık­la­rı ge­niş bir ba­kış açı­sıy­la de­ğer­len­dir­mek ge­rek­ti­ği­ni his­set­tim.

AKU­PUNK­TUR

Do­ğa­da, na­sıl ki “ge­ce-gün­düz”, “so­ğuk-sı­cak”, “acı-tat­lı” gi­bi zıt­lık­lar den­ge­si var­sa, in­san vü­cu­dun­da da böy­le zıt­lık­lar­dan olu­şan bir den­ge sis­te­mi var­dır.  Bu sis­te­me “yin” ve “yang” den­ge­si ve­ya di­ğer bir adıy­la ve­je­ta­tif si­nir sis­te­mi de­nir. Sağ­lık­lı kim­se­ler­de bu den­ge ye­rin­de­dir. Bu den­ge bo­zul­ma­ya baş­la­dık­ça ra­hat­sız­lık or­ta­ya çık­ma­ya baş­lar. İle­ri de­re­ce­si, has­ta­lık de­di­ği­miz bo­zul­ma­dır.

İn­san sağ­lı­ğı üze­rin­de et­ki­li olan on­bin­ler­ce ne­den var­dır bu­na bir kaç ör­nek ve­ri­le­bi­lir; kul­lan­dı­ğı­mız kim­ya­sal ilaç­lar, bes­len­me ha­ta­la­rı, fast-fo­od tar­zı ayak­ta ve hız­lı bes­len­me, stres, ge­ri­lim, öf­ke, zor ha­yat şart­la­rı, ha­re­ket az­lı­ğı, su­ni gı­da­lar ve kat­kı mad­de­le­ri, si­ga­ra ve al­kol gi­bi za­rar­lı mad­de­ler, aşı­rı sı­cak ve so­ğuk­lar, ce­re­yan­da kal­ma, ha­va kir­li­li­ği, ru­tu­bet­li or­tam, tu­va­let alış­kan­lı­ğı bo­zuk­lu­ğu, Elek­tros­mog ola­rak bi­li­nen elek­trik­sel kir­len­me, çev­re kir­li­li­ği ve giy­di­ği­miz el­bis­ler da­hi hep bu den­ge­yi bo­zan se­bep­ler­den­dir.

AKU­PUNK­TUR­DA TE­DA­Vİ PRO­TO­KO­LÜ

Aku­punk­tur­da et­ki bel­li nok­ta­la­ra iğ­ne ba­tır­mak­la sağ­la­nır. GÇT (Ge­le­nek­sel Çin Tıb­bı) Vü­cut Aku­punk­tu­ru’nda da­ha ön­ce tes­pit edil­miş yak­la­şık 361 nok­ta­ya iğ­ne tat­bik et­me iş­le­miy­le bir et­ki baş­la­tı­lır. Bu nok­ta­la­rın yak­la­şık %80’ni trig­ger (te­tik) nok­ta­la­rı­dır.  Bun­lar ana me­rid­yen­ler ve­ya ka­nal­lar üze­rin­de du­ran ve bel­li et­kin­lik­le­ri de­ne­yim­sel ola­rak tes­pit edil­miş nok­ta­lar­dır.

Aku­punk­tur’un bi­li­nen baş­lı­ca et­ki­le­ri şun­lar­dır:

·        Anal­je­zi

·        Ve­ge­ta­tif si­nir sis­te­mi­nin re­gü­las­yo­nu (Aku­punk­tur VSS’ni re­gü­le et­me­si­ne rağ­men eğer ile­ti­de en­gel­ler var­sa et­kin­li­ği­ni yi­ti­rir.)

·        Se­das­yon

·        Gev­şe­me

·        Im­müns­ti­mü­las­yon

·        Va­zo­di­la­tas­yon

Aku­punk­tur’un bu et­ki­le­ri ana­to­mik, his­to­lo­jik, em­bri­olo­jik, bi­yo-fi­zik­sel, bi­yo­kim­ya­sal, nö­ro­fiz­yo­lo­jik, fiz­yo­lo­jik me­ka­niz­ma­lar­la açık­lan­mak­ta­dır. Özel­lik­le anal­je­zik et­ki­si üze­ri­ne  ya­pıl­mış bir­çok bi­lim­sel ça­lış­ma ya­yın­lan­mış­tır.

Bir­çok ağ­rı tü­rün­de Aku­punk­tur’un  pla­se­bo’dan an­lam­lı bir şe­kil­de da­ha et­kin ol­du­ğu, Kro­nik ağ­rı­lar­da da et­kin­li­ği­nin mor­fin­le kar­şı­laş­tı­rı­la­cak ka­dar yük­sek ol­du­ğu ya­pı­lan kon­trol­lü ça­lış­ma­lar so­nu­cun­da sap­tan­mış­tır. 

Yan et­ki­le­ri ve komp­li­kas­yon­la­rı ol­duk­ça sey­rek gö­rü­lür. Ba­zen  has­ta­la­rın şi­ka­yet­le­ri  ar­ta­bi­lir, bu dok­tor’un faz­la ve/ve­ya  kuv­vet­li sti­mu­lus ver­me­sin­den kay­nak­la­nır ve bir­kaç  sa­at için­de ge­ri­ler.

Sık gö­rü­len bir baş­ka komp­li­kas­yon va­zo-va­gal to­nus ar­tı­şıy­la bir­lik­te ba­yıl­ma­dır. Bun­dan ko­run­mak için de özel­lik­le ilk se­ans­lar­da has­ta­yı mut­la­ka ya­tı­ra­rak te­da­vi et­mek da­ha iyi olur.

Aku­punk­tur’la te­da­vi edi­len has­ta­lık­lar her ge­çen gün da­ha da art­mak­ta­dır. Ön­ce­le­ri aku­punk­tur ko­ro­ner kalp has­ta­lık­la­rın­da, kalp ri­tim bo­zuk­luk­la­rın­da, ko­les­te­rol yük­sek­li­ğin­de, gut has­ta­lı­ğın­da, ar­troz­lar­da, beh­çet has­ta­lı­ğın­da des­tek­le­yi­ci önem­li bir ta­mam­la­yı­cı tıp me­to­to­dur.

Ay­rı­ca ya­ra­lan­ma, yır­tıl­ma, me­nis­küs yır­tı­ğı, ro­ma­to­id ar­trit, ame­li­yat ya­ra ve se­kel iz­le­ri­nin, cilt kı­rı­şık­lık­la­rı­nın ona­rım ve ta­mi­rin­de, sel­lü­lit­te nö­ral­te­ra­pi ile bir­lik­te uy­gu­lan­dı­ğın­dan ol­duk­ça iyi ne­ti­ce­ler alın­mak­ta­dır. Sü­tü gel­me­di­ği için be­be­ği­ni em­zi­re­me­yen an­ne­le­rin sü­tü, aku­punk­tur te­da­vi­siy­le gel­mek­te­dir. Ha­mi­le­ler­de mi­de bu­lan­tı­sı, baş ağ­rı­sı gi­bi şi­ka­yet­ler aku­punk­tur te­da­vi­siy­le yok ol­mak­ta­dır.

Spor ya­ra­lan­ma­la­rın­da spor­cu is­ti­ra­hat sü­re­si en az ya­rı ya­rı­ya kı­sal­mak­ta­dır. Sık sık grip, nez­le, an­jin, fa­ran­jit, ku­lak il­ti­ha­bı olan ço­cuk­lar­da ba­ğı­şık­lık sis­tem­le­ri kuv­vet­len­di­ri­lip, bu has­ta­lık­la­ra ya­ka­lan­ma ris­ki ol­duk­ça azal­tıl­mak­ta­dır. Stres, ge­ri­lim, yük­sek tan­si­yon dü­ze­lir ve böy­le­ce şi­ka­yet­ler kı­sa za­man­da or­ta­dan kalk­mış olur.

NÖ­RAL­TE­RA­Pİ

Nö­ral­te­ra­pi’nin fel­se­fe­si ve uy­gu­la­ma alan­la­rı kitaptan çok kapsamlı olarak anlatılmış olmasına karşın kısaca burada tekrarda bütünsellik içinde belirtmekten fayda var.

Nö­ral­te­ra­pi 1920'li yıl­lar­da Hu­ne­ke so­ya­dın­da iki Al­man dok­to­ru­nun, da­ha ön­ce­le­ri uy­gu­la­nan an­cak unu­tul­ma­ya yüz tut­muş olan bir yön­te­mi tek­rar kul­lan­ma­ya baş­la­ma­la­rı ve bir­ta­kım te­sa­düf­le­ri iyi göz­lem­le­me­le­ri so­nu­cu or­ta­ya çık­mış bir te­da­vi yön­te­mi­dir.

Nö­ral­te­ra­pi lo­kal et­ki­si­nin ya­nı sı­ra bu­gün ki­ber­ne­tik et­ki­le­şim ile bir­lik­te si­nir­sel, hor­mo­nal, hüc­re­sel, psi­şik bir dü­zen­le­me sis­te­mi ile et­ki yap­tı­ğı ka­nıt­lan­mış­tır.

Nö­ral­te­ra­pi’yi ilk keş­fe­den ve uy­gu­la­yan Hu­ne­ke kar­deş­ler Aku­punk­tur’u bil­mi­yor­lar­dı ve et­ki sağ­la­mak için Lo­kal Anes­te­zik kullanıyorlardı. Do­la­yı­sıy­la Nö­ral­te­ra­pi Aku­punk­tur’dan et­ki­le­ne­rek ge­liş­miş bir yön­tem de­ğil­dir. Nö­ral­te­ra­pi sa­de­ce bel­li nok­ta­la­ra uy­gu­la­nan en­jek­si­yon­lar de­ğil­dir. Çün­kü Nö­ral­te­ra­pi be­den­de bu­lu­nan tüm ana­to­mik olu­şum­la­rı, te­mel mad­de­yi, bağ do­ku­su­nu ve Ve­ge­ta­tif Si­nir Sis­te­mi’ni te­mel alır. Nok­ta en­jek­si­yon­la­rı dı­şın­da ek­lem içi, skar, bo­zu­cu alan, gang­li­on, kas, si­nir ve trig­ger nok­ta en­jek­si­yon­la­rı var­dır.

Be­den­de has­ta­lık­lar or­ta­ya çık­ma­dan ön­ce ba­zı de­ği­şik­lik­ler olu­şur. Ço­ğu kez mo­dern tıb­bın açık­la­ya­ma­dı­ğı ve has­ta­nın ken­di psi­ko­lo­ji­si ile il­gi­li ol­du­ğu söy­le­nen ra­hat­sız­lık­la­rın te­me­lin­de, has­ta­nın zor­la­nan ve­je­ta­tif si­nir sis­te­min­de­ki dü­zen­siz­lik ol­du­ğu­nu or­ta­ya çı­ka­ran bir bi­lim da­lı­dır.

Nö­ral­te­ra­pi, ref­leks te­da­vi­le­ri için­de en et­kin so­nuç­la­rı olan bir Re­gü­las­yon te­da­vi­si­dir. Nö­ral­te­ra­pi’de has­ta­lık­la­rın za­man bağ­lan­tı­sı çok önem­li­dir. Has­ta­lı­ğın na­sıl ve ne­den son­ra or­ta­ya çık­tı­ğı ta­nı açı­sın­dan çok önem­li­dir.

Tür­ki­ye’de bu te­da­vi şek­li­ni dört - beş yıl ön­ce­si­ne ka­dar sa­de­ce Al­man­ya’da bu­lun­muş ve eği­ti­mi­ni al­mış he­kim­ler uyguluyordu. Ancak dört – beş yıl­dır Tür­ki­ye’de her ge­çen gün ar­tan bir il­gi gö­ren ve bir­çok he­ki­min eği­ti­mi­ne ka­tıl­dı­ğı bir te­da­vi şek­li ol­muş­tur.

Bun­dan do­la­yı­dır ki sa­de­ce Aku­punk­tur ya­pan ba­zı he­kim­ler “Nö­ral­te­ra­pi’nin Aku­punk­tur’un ka­ba bir şek­li ol­du­ğu ve nok­ta­la­rı tam tes­pit ede­me­yen­le­rin da­ha ge­niş bir alana Lo­kal Anes­te­zik en­jek­si­yo­nu yap­tı­ğı” gi­bi yan­lış ve hak­sız bir ka­nı­ya sa­hip bu­lun­mak­ta­dır­lar.

Böy­le bir id­dia­da bu­lu­nan­la­rın ön­ce­lik­le uy­gu­la­yı­cı­sı ol­duk­la­rı ko­nu­da ger­çek­ten bi­lim­sel bir alt­ya­pı­ya sa­hip olup ol­ma­dık­la­rı ve eleş­tir­dik­le­ri ko­nu­da en azın­dan bir­kaç önem­li ya­yın oku­mak zah­me­ti­ne gi­rip gir­me­dik­le­ri ve bu söz­le­rin ne­den ve na­sıl ar­ka­sın­da du­ra­cak­la­rı ko­nu­sun­da ken­di­le­rin­den emin olup ol­ma­dık­la­rı ko­nu­sun­da ba­zı çe­kin­ce­le­rim var.

Nö­ral­te­ra­pi iki te­mel me­ka­niz­ma ile ça­lış­mak­ta­dır. Bun­lar­dan bi­rin­ci­si seg­men­tal me­ka­niz­ma­dır. Bu­ra­da ra­hat­sız­lı­ğın uzan­dı­ğı seg­men­te ya­pı­lan anes­te­zik en­jek­si­yo­nu ve bu seg­men­tin spi­nal kord ile olan bağ­lan­tı­sı esas­tır. İkin­ci­si ise ra­hat­sız­lık sa­ha­sı­nın (bo­zu­cu alan) or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sı­dır. Bu böl­ge­ye ya­pı­lan en­jek­si­yon semp­tom­la­rın ani­den eli­mi­nas­yo­nu ile so­nuç­la­nır biz bu­na Nö­ral­te­ra­pi’de se­kun­den fe­no­men ya­ni sa­ni­se­yel et­ki ve­ya Yıl­dı­rım Fe­no­me­ni ola­rak ad­lan­dı­rı­yo­ruz.

Seg­ment te­da­vi­si seg­men­tin bü­tün kı­sım­la­rı­nın, seg­men­tin için­de­ki önem­li pro­ses­le­re kar­şı, uni­form bir bü­tün ola­rak rol oy­na­ma­sı ile il­gi­li­dir. Sti­mu­lus sip­nal kord yo­lu ile pe­ri­fer­den, res­pec­tif seg­ment­le aso­si­ye ol­muş or­ga­na ula­şır (cu­ti­vis­ce­ral ref­leks yol), ya da or­gan­dan spi­nal kord yo­lu ile di­ğer or­ga­na ula­şır (vis­ce­ro­vis­ce­ral ref­leks yol).

Bü­tün nö­ro­ve­je­ta­tif sis­tem fonk­si­yon­la­rı hu­mo­ral, se­lü­ler, ner­val ve hor­mo­nal dü­zen­le­yi­ci me­ka­niz­ma­la­rın ara­la­rın­da­ki ayar­la­ma­lar so­nu­cu sis­tem­de­ki re­ak­si­yon­la­ra ka­tı­lı­mı ile iliş­ki­li­dir. Bu me­ka­niz­ma­la­rın sa­de­ce bi­rin­de olu­şa­cak her­han­gi bir bo­zuk­luk bü­tün sis­te­min fonk­si­yo­nel dü­zen­siz­li­ği ile so­nuç­la­na­cak­tır. Ya­ni has­ta­lık yal­nız­ca bir or­ga­nı de­ğil, bü­tün vü­cu­du et­ki­le­ye­cek­tir.

Bo­zuk seg­men­tal do­ku­ya lo­kal anes­te­tik ile ya­pı­lan Nö­ral­te­ra­pi yal­nız­ca pa­to­lo­jik ref­leks yol­la­rı kes­mek­le kal­maz, ay­nı za­man­da bo­zuk hüc­re mem­bra­nı­nı doğ­ru po­tan­si­ye­le re­po­la­ri­ze ede­rek, ve­je­ta­tif fonk­si­yon­la­rı nor­mal hâ­le ge­tir­me­ye de ya­rar.

Vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de­ki ön­ce­den ge­çi­ril­miş ve­ya hâ­len va­ro­lan lo­kal ir­ri­tas­yon­lar (kim­ya­sal, fi­zik­sel ve­ya trav­ma­tik) pa­to­lo­jik bir sa­ha ve­ya baş­ka bir de­yiş­le bo­zu­cu alan  ha­li­ne ge­le­bi­lir ve nö­ro­ve­je­ta­tif sis­tem­de ile­ti­mi bo­za­rak di­ğer vü­cut fonk­si­yon­la­rı­nın ba­zı­la­rın­da da ra­hat­sız­lı­ğa ne­den ola­bi­lir. Bu sa­ha­ya lo­kal anes­te­tik­le uy­gu­la­nan Nö­ral­te­da­vi bu dis­fonk­si­yo­nu dü­zel­te­bi­lir ve semp­tom­lar­da ani bir dü­şüş göz­le­ne­bi­lir.  Bu bo­zu­cu alan­lar sık­lık­la ka­fa böl­ge­sin­de özel­lik­le de diş­ler, ton­sil­ler ve pa­ra­na­sal si­nüs­ler­de lo­ka­li­ze­dir. Oy­sa Kla­sik Aku­punk­tur yak­la­şı­mın­da böy­le bir ge­niş ba­kış açı­sı yok­tur.

Ya­şam sa­de­ce mad­de ile sı­nır­lan­mış de­ğil, ay­nı za­man­da ener­ji ile de bağ­lan­tı­lı­dır. Bir hüc­re za­rı­nın nor­mal şart­lar­da, din­len­me du­ru­mun­da dış ta­raf­ta po­zi­tif, iç ta­ra­fın­da ne­ga­tif yü­kü var­dır. Bir uya­rıl­ma söz ko­nu­su ol­du­ğun­da za­rın sod­yum iyon­la­rı­na olan ge­çir­gen­li­ği bir­den ar­tın­ca sod­yum iyon­la­rı o ka­dar ani ve hız­lı ola­rak iç ta­ra­fa akar­lar ki, dış ve iç yü­zey­ler ara­sı po­tan­si­yel far­kı yok olur ve hat­ta iç yüz­de dış yü­ze oran­la da­ha faz­la bir po­zi­tif yük top­la­nır ve bu hal­de nor­mal din­le­nim po­tan­si­ye­li or­ta­dan kal­kar (de­po­la­ri­zas­yon). Bu du­rum­da po­tas­yum iyon­la­rı hüc­re­yi terk et­miş ve sod­yum iyon­la­rı da hüc­re içi­ne gir­miş du­rum­da­dır.

Nor­mal şart­lar al­tın­da de­po­la­ri­zas­yo­nun olu­şun­dan he­men son­ra za­rın por­la­rı sod­yum iyon­la­rı­na kar­şı ge­çir­gen­li­ği­ni ye­ni­den kay­be­der. Bu du­rum­da po­tas­yum iyon­la­rı hüc­re­ye ge­ri dö­ner ve sod­yum iyon­la­rı hüc­re­yi terk eder ve hüc­re mem­bra­nı tek­rar im­per­me­abl ha­le ge­lir. Böy­le­ce nor­mal din­le­nim po­tan­si­ye­li ge­ri gel­miş­tir (Re­po­la­ri­zas­yon).

Nor­mal­de hüc­re­nin içer­di­ği po­tan­si­yel 40-90 mi­li­volt ka­dar­dır ve bu po­tan­si­yel her sti­mü­lüs ile dü­şer (De­po­la­ri­zas­yon) ve he­men ar­dın­dan ge­rek­li ener­ji ok­si­jen me­ta­bo­liz­ma­sın­dan sağ­lan­mak su­re­tiy­le hüc­re ye­ni­den şarj olur (Re­po­la­ri­zas­yon).

An­cak ba­zen çok kuv­vet­li bir sti­mü­lüs yani uyarı kar­şı­sın­da ve­ya sti­mü­lü­sün uzun sür­me­si, kro­nik­leş­me­si so­nu­cu hüc­re ye­ni­den re­po­la­ri­ze ol­ma­yı ba­şa­ra­maz. Sü­rek­li de­po­la­ri­ze hal­de ka­lır ve bu ne­den­le za­yıf­la­mış ve­ya has­ta­lan­mış hüc­re, ak­ti­vi­te­le­ri­ni da­ha faz­la en­teg­re ede­mez ve fonk­si­yon­la­rı­nı sür­dü­re­mez.

Sü­rek­li de­po­la­ri­ze hal­de ka­lan hüc­re­nin mem­bran po­tan­si­ye­li sı­fır mi­li­vol­ta ka­dar düş­müş­tür. Bu du­rum­da Nö­ral­te­ra­pi için kul­la­nı­lan lo­kal anes­te­tik, içer­di­ği yak­la­şık 290 mi­li­volt­luk po­tan­si­yel ile hüc­re­yi hi­per­po­la­ri­ze eder. En­jek­si­yon­lar tek­rar­lan­dı­ğın­da hüc­re nor­mal po­tan­si­ye­li olan 40-90 Mv’.u de­po­la­ya­na ka­dar, hüc­re­de bir mik­tar po­tan­si­yel bı­ra­kır.

Nö­ral­te­ra­pö­tik aja­nın bo­zul­muş sa­ha­ya gel­me­si ve içer­di­ği yük­sek po­tan­si­ye­li ile bo­zul­muş hüc­re mem­bran po­tan­si­ye­li­ni re­po­la­ri­ze et­me­si, böy­le­ce sta­bi­li­zas­yo­nu­nu sağ­la­ma­sı, yal­nız­ca nö­ro­ve­je­ta­tif sis­tem­de­ki dü­zen­siz­li­ği or­ta­dan kal­dır­mak­la kal­maz, ay­nı za­man­da nö­ral, hu­mo­ral, se­lü­ler ve hor­mo­nal et­kin­li­ği de res­to­re eder.

So­nuç ola­rak gö­rül­mek­te­dir ki, en­jek­si­yon­la­rın tek­rar­lan­ma­sı ne­ti­ce­sin­de hüc­re­le­rin re­po­la­ri­zas­yon ye­te­ne­ği ve ken­di­li­ğin­den ge­rek­li po­tan­si­yel­de ka­la­bil­me ye­te­ne­ği ge­liş­mek­te ve bu da ra­hat­sız­lı­ğın gi­de­ril­me­sin­de önem­li öl­çü­de rol oy­na­mak­ta­dır.

Av­ru­pa’da tüm ağ­rı te­da­vi mer­kez­le­rin­de ve Re­gü­las­yon te­ra­pi­le­rin­de Nö­ral­te­ra­pi en sık uy­gu­la­nan bir te­da­vi me­to­du­dur. Bu te­da­vi me­to­du sa­ye­sin­de has­ta­lar ağ­rı­la­rıy­la ve kro­nik şi­ka­yet­le­riy­le ya­şa­mak zo­run­da kal­mı­yor­lar.

Bun­lar ara­sın­da mig­ren, ge­ri­lim ti­pi baş ağ­rı­sı, bo­yun-sırt ve bel ağ­rı­la­rı, bo­yun ve bel fı­tık­la­rı, ku­lak çın­la­ma­sı ve baş dön­me­le­ri, unut­kan­lık, nev­ral­ji, or­ga­nik fonk­si­yon bo­zuk­luk­la­rı, her tür­lü ek­lem fonk­si­yon bo­zuk­lu­ğu ve ağ­rı­la­rı, spor ya­ra­lan­ma­la­rı, va­ris ve se­lü­lit te­da­vi­sin­de, uy­ku bo­zuk­lu­ğu ve dü­zen­siz­li­ğin­de, bo­zu­cu alan te­da­vi­si bun­lar­dan ba­zı­la­rı­dır.

Ame­li­yat son­ra­sı or­ta­ya çı­kan ned­be do­ku­la­rı pek çok has­ta­lı­ğa ne­den ol­mak­ta­dır. Ak­si is­pat edil­me­dik­çe tüm skar­lar prob­lem teş­kil ede­bi­lir­ler. Oy­sa böy­le bir bil­gi Kla­sik Aku­punk­tur’da yok­tur.

Aku­punk­tur­da te­da­vi­ye di­renç gös­te­ren va­ka­lar ol­du­ğu bi­lin­mek­te­dir an­cak bo­zu­cu alan man­tı­ğı ve kav­ra­mı yok­tur. Oy­sa bo­zu­cu ala­nın eli­mi­nas­yo­nu ve te­ra­pi­si Nö­ral­te­ra­pi için önem­li bir yak­la­şım­dır. Sa­de­ce ned­be do­ku­la­rı de­ğil, ge­çi­ril­miş bir has­ta­lık, kul­la­nıl­mış ilaç, ba­ğır­sak flo­ra­sın­da­ki bo­zuk­luk, ya­şa­dı­ğı­mız ev, iç­ti­ği­miz su, kul­lan­dı­ğı­mız cep te­le­fo­nu, ge­çir­di­ği­miz diş te­da­vi­le­ri, do­ğum ve özel­lik­le se­zar­yen ile ya­pı­lan do­ğum­lar, giy­di­ği­miz el­bi­se­ler hep­si bi­rer bo­zu­cu alan ola­bi­lir.

Nö­ral­te­ra­pi ana il­ke­le­rin­den bi­ri bu bo­zu­cu alan­la­rı or­ta­dan kal­dır­mak­tır.

NÖ­RAL­TE­RA­Pİ­DE TE­DA­Vİ PRO­TO­KO­LÜ

1- Kap­sam­lı Anam­nez ve Mu­aye­ne:

Nö­ral­te­ra­pi’de has­ta­dan alı­nan anam­nez ba­zı yön­le­riy­le fark­lı­lık­lar gös­te­rir. Bu kap­sam­da alı­nan ge­nel anam­ne­ze ek ola­rak, ki­şi­yi Nö­ral­te­ra­pi yak­la­şı­mı ile de­ğer­len­di­re­cek özel bir öy­kü al­ma zo­run­lu­lu­ğu var­dır. Çün­kü has­ta­lı­ğın or­ta­ya çı­kı­şı ile ay­nı za­ma­na denk ge­len olay­lar ara­sın­da­ki za­man­sal iliş­ki­yi kur­mak çok önem­li­dir. 

Cer­ra­hi gi­ri­şim­ler: Ge­çi­ri­len bir ame­li­yat ve­ya diş te­da­vi­si son­ra­sı has­ta­da or­ta­ya çı­kan de­ği­şik­lik­ler ne­ler­dir? Bun­la­rın has­ta­nın ya­kın­ma­la­rı­nın or­ta­ya çık­ma­sı ile bir bağ­lan­tı­sı var mı­dır?

Trav­ma­lar: Ya­kın­ma­la­rın or­ta­ya çı­kı­şın­dan ön­ce bir trav­ma­nın söz ko­nu­su olup ol­ma­dı­ğı sor­gu­lan­ma­lı­dır. Bu trav­ma lo­kal ola­rak vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de ola­bi­le­ce­ği gi­bi yay­gın da ola­bi­lir.

Ge­çi­ril­miş olan has­ta­lık­lar: Ya­kın­ma­la­rın or­ta­ya çık­ma­sı ile il­gi­li ola­bi­le­cek ön­ce­den ge­çi­ril­miş bir has­ta­lık, kul­la­nı­lan an­ti­bi­yo­tik ve­ya ilaç su­is­ti­ma­li söz ko­nu­su mu?

Duy­gu­sal yo­ğun­laş­ma­lar ve trav­ma­lar: Ya­kın­ma­la­rın or­ta­ya çık­ma­sı, ge­çi­ri­len bir duy­gu yo­ğun­lu­ğun­dan son­ra mı mey­da­na gel­miş? Stres, yas, hü­zün, sı­kın­tı ve öf­ke ne za­man­dan be­ri var?

2- Lo­kal/Yü­ze­yel Te­da­vi:

İlk yak­la­şım lo­kal te­da­vi­dir. Lo­kal ola­rak ağ­rı ve­ya so­run ne­re­dey­se, ora­ya qu­ad­del şek­lin­de en­jek­si­yon­lar ya­pı­lır.

Ya­pı­lan Fi­zik Mu­aye­ne so­nu­cu tes­pit edi­len trig­ger nok­ta­la­ra Lo­kal Anes­te­zik en­jek­te edi­lir. Aku­punk­tur nok­ta­la­rın %71-80’ni trig­ger nok­ta­la­rı­dır. Bir trig­ger nok­ta­sı ak­tif­se o böl­ge­de len­fa­tik dis­fonk­si­yon ol­du­ğu aşı­kar­dır. Aku­punk­tur man­tı­ğıy­la o nok­ta­nın ağ­rı­lı ve­ya has­sas ol­ma­sı önem ar­zet­mez çün­kü Vü­cut Aku­punk­tur nok­ta­la­rı her za­man sa­bit­tir ve tes­pit edi­le­bi­lir. Ya­pı­lan ta­nı çer­çe­ve­sin­de te­da­vi­de fay­da sağ­la­ya­ca­ğı dü­şü­nü­len nok­ta uya­rı­lır.

Oy­sa Nö­ral­te­ra­pi’de ak­tif hâ­le gel­miş ve pa­to­lo­jik ref­leks ve­ren bu nok­ta­nın re­gü­las­yo­nu amaç­la­nır. Çün­kü trig­ger nok­ta­la­rı ada­le için­de len­fa­tik akı­mın bi­ri­ki­me uğ­ra­dı­ğı lo­kal has­sas nok­ta­lar­dır. Len­fa­tik sis­tem tek yön­lü bir yol­dur ve do­ku­da or­gan­da mey­da­na gel­miş olan ar­tık mad­de­le­rin ta­şın­ma­sı­nı amaç­lar. Yü­ze­yel en­jek­si­yon yön­te­mi, özel Aku­punk­tur nok­ta­la­rı­na da (aku-nok­ta­la­rı) ya­pı­la­bi­lir. Aku­punk­tur, pe­ri­vas­kü­ler sem­pa­tik plek­su­su, sem­pa­tik ve pa­ra­sem­pa­tik si­nir lif­le­ri­ni te­da­vi eder. Bun­lar, iğ­ne ucun­da­ki sin­ya­li ak­si­yon po­tan­si­ye­li­ne çe­vi­re­bi­len vü­cut­ta­ki tek ya­pı­lar­dır. Aku-nok­ta­la­rı ger­çek­te yok­tur; Bu nok­ta­lar özel­lik­le kan ve lenf da­mar­la­rı­nın et­ra­fın­da­ki oto­no­mik si­nir lif­le­ri­nin yo­ğun ol­du­ğu yer­ler­dir (araş­tır­ma: Schnor­ren­ber­ger, Al­man­ya).

Vü­cut, ku­lak, saç­lı de­ri, ağız içi, dil ve di­ğer böl­ge­ler­de bu­lu­nan aku-nok­ta­la­rı ola­rak ta­nım­la­nan yer­ler oto­no­mik si­nir sis­te­mi­nin dü­zen­len­me­si açı­sın­dan çok önem­li­dir. Bu­nun Ge­le­nek­sel Çin Aku­punk­tu­ru te­da­vi­si­ne gö­re avan­ta­jı, uy­gun ilaç­la­rın aku-nok­ta­la­rı­na en­jek­te edil­me­si ile sem­pa­tik lif­ler­den zen­gin bu böl­ge­den baş­la­yan uya­rı­la­rın dra­ma­tik ola­rak et­ki gös­ter­me­si­dir.

Bu pen­ce­re­den ba­kıl­dı­ğın­da Aku­punk­tur man­tı­ğıy­la yak­la­şım­da bi­le Lo­kal Anes­te­zik uy­gu­la­mak Aku­punk­tur nok­ta­sı­na ba­tı­rı­lan iğ­ne­den da­ha re­gü­le edi­ci bir özel­li­ğe sa­hip­tir.

Bel­ki bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da En­jek­si­yon Aku­punk­tu­ru ta­nım­lan­ma­sı ya­pı­la­bi­lir. An­cak Nö­ral­te­ra­pi sa­de­ce lo­kal en­jek­si­yon­lar­la sı­nır­lı ol­ma­yıp da­ha kap­sam­lı bir yak­la­şı­mı içer­mek­te­dir.

Oysa Akupunkturistlerin nöralterapi için söyledikleri ve aku noktalarına Lo­kal en­jek­si­yon­lar Nö­ral­te­ra­pi’nin en faz­la %25 lik bir kıs­mı­nı tem­sil et­mek­te­dir. Kitabın bütününe baktığınızda terapinin lokal sabit noktalardan ziyade farklı yaklaşımlar içinde olduğu görülecektir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldukları iddiasıyla söylemde bulunan akademik sıfatları ne olursa olsun bu hekimlerin öncelikle nöralterapinin ne olduğu konusunda biraz emek vermeleri gerekir.

3-Seg­men­tal ve De­rin En­jek­si­yon­lar:

Lo­kal te­da­vi­nin ye­ter­siz ol­du­ğu du­rum­lar­da ar­tık seg­men­tal te­da­vi­ye ge­çi­lir. Seg­ment ta­nı­mı der­ma­tom­la ay­nı de­ğil­dir; seg­ment der­ma­to­mu kap­sar. Seg­men­tal te­da­vi­nin esa­sı, her­han­gi bir ir­ri­tas­yo­nun seg­men­tin ta­ma­mın­da ve­ya bir bö­lü­mün­de ref­leks ce­vap ver­me­si ve me­dul­la spi­na­lis üze­rin­den yol bu­la­rak pe­ri­fer­den or­ga­na ve or­gan­dan pe­ri­fe­re bir et­ki­le­şi­min mey­da­na gel­me­si­dir (ku­ta­ne­o-vis­se­ral ref­leks hat­tı). Aku­punk­tur’dan fay­da gör­me­yen has­ta­la­ra da ilk ya­pı­la­cak uy­gu­la­ma şek­li seg­men­tal ve de­rin Lo­kal Anes­te­zik en­jek­si­yon­la­rı ol­ma­lı­dır.

HE­AD ve MAC­KEN­ZI­E has­ta­lık­lı bir or­ga­nın, dü­zen­li ve sı­nır­la­rı ke­sin ola­rak be­lir­len­miş cilt ve cilt al­tı zon­lar­da çe­şit­li re­ak­si­yon­lar ya­rat­tı­ğı­nı iz­le­miş­ler­dir. Bu­ra­dan ha­re­ket­le her­han­gi bir or­ga­nın, be­de­nin bel­li bir yü­zey­sel böl­ge­si ile ku­ta­ne­o vis­se­ral ref­leks ka­nal­la­rı ara­cı­lı­ğı ile ile­ti­şim­de ola­bi­le­ce­ği so­nu­cu­na var­mış­lar­dır. İn­san be­de­ni, ser­vi­kal böl­ge­de 8, to­ra­kal böl­ge­de 12, lom­ber böl­ge­de 5 ve sak­ral böl­ge­de 5 ta­ne ol­mak üze­re top­lam 30 seg­men­te bö­lü­ne­bi­lir. Bir seg­ment için­de bu­lu­nan tüm olu­şum­lar bir­bir­le­riy­le iliş­ki için­de­dir­ler. Bu ne­den­le seg­ment için­de or­ta­ya çı­ka­cak bir en­gel ve­ya uya­rı sa­de­ce so­run­lu böl­ge­yi de­ğil, tüm seg­men­ti et­ki­le­ye­cek­tir. Nö­ral­te­ra­pi’de bu me­ka­niz­ma­dan ya­rar­la­nıl­mak­ta­dır. Ör­ne­ğin bir seg­men­te ya­pı­lan qua­del ve­ya pe­ri­ost uya­rı­sı sa­de­ce uy­gu­la­ma ya­pı­lan yer­le sı­nır­lı kal­ma­yıp, seg­ment için­de bu­lu­nan or­gan, ada­le ve di­ğer tüm ya­pı­la­rı da olum­lu ola­rak et­ki­le­mek­te ve o böl­ge­nin kan­lan­ma­sı­nı ar­tır­mak­ta­dır.

Seg­ment ay­rı­ca di­ag­nos­tik açı­dan da önem­li­dir.Ya­pı­lan ins­pek­si­yon ve pal­pas­yon ile seg­ment­te göz­le­nen renk de­ği­şik­lik­le­ri ve ada­le­le­rin to­nu­su, or­gan ve ek­lem­le­rin fonk­si­yon­la­rı bi­ze has­ta hak­kın­da bil­gi ver­mek­te­dir. Hat­ta o alan için­de­ki bo­zu­cu alan­lar da, böl­ge­sel cilt ve cilt al­tı de­ği­şik­lik­le­ri ya­pa­bi­lir­ler. Ba­şa­rı­lı bir te­da­vi­nin so­nu­cun­da, seg­ment için­de­ki to­nus ve tur­gor­da da dü­zel­me ve iyi­leş­me gö­rü­lür. Seg­ment te­ra­pi­si Nö­ral­te­ra­pi'de önem­li bir te­ra­pi yak­la­şım­dır.

İr­ri­te ol­muş seg­men­te ya­pı­lan pro­ka­in en­jek­si­yo­nuy­la, mem­bran po­la­ri­zas­yo­nu sağ­lık­lı ha­le ge­ti­ri­le­rek, ref­leks hat­la­rın­da­ki pa­to­jen ile­ti­ler or­ta­dan kal­dı­rı­lır ve nor­mal ile­ti­nin oluş­ma­sı sağ­la­nır. Böy­le­ce tüm ve­je­ta­tif iş­lem­ler op­ti­mal fonk­si­yon­la­rı­na ge­ri dö­ner­ler.

De­rin en­jek­si­yon­la­ra ör­nek ola­rak ise sak­ro­ili­ak ek­lem en­jek­si­yo­nu ve­ri­le­bi­lir.

Dik­kat!! : Bir­kaç dam­la pro­kai­ni doğ­ru ye­re kul­lan­mak, lit­re­ler­ce ilaç kul­lan­mak­tan da­ha an­lam­lı ve et­ki­li­dir.

Ya­pı­lan her uy­gu­la­ma­dan 24 sa­at son­ra has­ta kon­trol edil­me­li ve ya­kın­ma­lar­da or­ta­ya çı­kan de­ği­şik­lik­ler ka­yıt edil­me­li­dir. Te­da­vi­ye ce­vap alı­nı­yor­sa, has­ta­lık iyi­le­şin­ce­ye ka­dar seg­men­tal uy­gu­la­ma­ya de­vam edil­me­li­dir. Eğer te­da­vi­ye ce­vap alı­na­mı­yor­sa has­ta­nın anam­ne­zi tek­rar göz­den ge­çi­ri­le­rek, has­ta­lı­ğın za­man­sal iliş­ki­si ye­ni­den de­ğer­len­di­ri­lir.  

4- İn­tra ve pa­ra­va­sal İn­jek­si­yon:

Özel­lik­le VSS dis­fonk­si­yo­nun ön plan­da ol­du­ğu has­ta­lar­da bu yak­la­şım­la yar­dım­cı olun­mak­ta­dır. Kla­sik Aku­punk­tur an­la­yı­şın­da VSS dis­fonk­si­yo­nu­nun öne­mi pek ön plan­da de­ğil­dir.

5- Gang­li­on Te­da­vi­si:

Te­da­vi­ye ce­vap alı­na­ma­yan du­rum­lar­da, üst et­ki ya­pan or­gan­la­ra mü­da­ha­le et­mek ge­re­kir. Bu an­lam­da ra­hat­sız­lı­ğın ol­du­ğu böl­ge­de bu­lu­nan gang­li­on­lar da te­da­vi­ye da­hil edi­lir. Gang­li­on en­jek­si­yo­nu yap­mak, gang­li­on de­tok­si­fi­kas­yo­nu için en hız­lı yol­dur. Gang­li­yon­la­rın mo­dern tıp­ta bi­li­nen et­ki­le­ri­nin ya­nı sı­ra sem­pa­tik dal­la­rın çok önem­li ol­du­ğu­nu bi­li­yo­ruz. Gang­li­yon te­ra­pi­si Nö­ral­te­ra­pi’nin bel­ke­mi­ği­dir.

Aku­punk­tur’da böy­le bir yak­la­şım ol­ma­dı­ğı gi­bi böy­le bir et­ki­nin ola­bi­le­ce­ği var­sa­yı­mı bi­le yok­tur. Her sem­pa­tik gang­li­yon in­jek­si­yo­nu ya­pı­lan uy­gu­la­ma ye­rin­de ve böl­ge­sin­de ka­lı­cı bir et­ki­si ol­du­ğu ve re­gü­las­yon te­ra­pi­si­nin vaz­ge­çil­mez bir par­ça­sı ol­du­ğu bi­lin­me­li­dir.

Aku­punk­tur ile uğ­ra­şan he­kim­le­rin Nö­ral­te­ra­pi’de öğ­ren­me­si ile gün­lük uy­gu­la­ma­la­rın­da ba­şa­rı­la­rı­nın da­ha ar­ta­ca­ğı ve iyi­leş­tir­me sü­re­le­ri­nin kı­sa­la­ca­ğı  ka­na­atin­de­yim. Nö­ral­te­ra­pi tek ba­şı­na uy­gu­la­bi­le­ce­ği gi­bi Aku­punk­tur’la çok iyi kom­bi­ne edi­le­bi­le­cek bir me­tot­tur.

6- Bo­zu­cu Alan Te­da­vi­si:

Yu­ka­rı­da da be­lir­til­di­ği gi­bi vü­cu­dun her­han­gi bir ye­rin­de ön­ce­den ge­çi­ril­miş ve­ya ha­li ha­zır­da var olan lo­kal bir ir­ri­tas­yon, pa­to­lo­jik bir sa­ha (bo­zu­cu alan) ha­li­ne ge­le­bi­lir ve Nö­ro­ve­je­ta­tif sis­te­mi bo­za­rak vü­cut fonk­si­yon­la­rı­nın ba­zı­la­rın­da bo­zuk­luk­la­ra ne­den ola­bi­lir. Bu ne­den­le te­da­vi­ye ce­vap alı­na­ma­ma­sı du­ru­mun­da, bo­zu­cu alan­la­rın araş­tı­rı­la­rak te­da­vi edil­me­si son de­re­ce önem­li­dir. Ta­bii ki ilk baş­ta Ad­ler nok­ta­la­rı­nın has­sas olup ol­ma­dı­ğı­nın in­ce­le­ne­rek so­run­lu olan böl­ge ve­ya ala­nın re­gü­le edil­me­si ge­rek­mek­te­dir.

Bu­gün kar­şı­mı­za çı­kan has­ta­la­rın en azın­dan %30 bo­zu­cu alan kay­nak­lı ol­du­ğu bi­li­ni­yor. Bo­zu­cu ala­nı eli­mi­ne et­me­den ba­şa­rı sağ­la­mak müm­kün ol­mu­yor. Bo­zu­cu alan eli­mi­nas­yo­nun­da en et­kin te­ra­pi şek­li ise Nö­ral­te­ra­pi’dir.

Bo­zu­cu alan­la­rın yak­la­şık %30 ağız çe­ne diş kom­lek­sin­de ol­du­ğu unu­tul­ma­ma­lı­dır. Has­ta­lık­la­rın te­da­vi­sin­de Nö­ral­te­ra­pi’ye ek ola­rak Aku­punk­tur, ma­nu­el te­ra­pi, man­ye­tik alan, bi­yo­fo­ton, ho­me­opa­ti, ozon te­ra­pi, ko­lon hid­ro­te­ra­pi vb di­ğer ta­mam­la­yı­cı te­da­vi­ler­den fay­da­lan­mak, biz he­kim­le­rin ba­şa­rı­sı­nı da­ha da ar­tı­ra­cak­tır.

So­nuç ola­rak: Te­da­vi­de yak­la­şım na­sıl ol­ma­lı­dır ?

Has­ta­nın iğ­ne fo­bi­si var­sa aku­punk­tur ve­ya Nö­ral­te­ra­pi’den zi­ya­de ge­rek Aku­punk­tur nok­ta­la­rı­na ve ge­rek­se Nö­ral­te­ra­pi uy­gu­la­na­cak lo­ka­li­zas­yon­la­ra soft la­zer ile te­da­vi ya­pıl­ma­sı doğ­ru olur.

An­cak soft la­zer kul­la­nır­ken de en iyi­si pro­ca­in dal­ga bo­yu­nu La­zer + Man­ye­tik Alan ara­cı­lı­ğı ile he­de­fe gön­de­ren Dr. Lüd­wig’in ge­liş­tir­di­ği bir kom­bi­nas­yon ci­ha­zı ile ça­lış­tım. Bu ci­haz ile bil­di­ğim en et­kin soft la­zer ci­ha­zın­dan da­ha ba­şa­rı­lı so­nuç­lar göz­lem­le­dim.

İğne fobisi olmayanlar!

İğ­ne fo­bi­si ol­ma­yan ve her­han­gi bir VSS dis­fonk­si­yo­nu bu­lun­ma­yan  has­ta­lar­da  mik­ro­sis­tem aku­punk­tu­ruy­la baş­la­mak an­lam­lı ola­bi­lir. Hız­lı bir et­ki ve so­nuç amaç­la­nı­yor­sa nö­ral­te­ra­pi­ye ön­ce­lik ve­ril­me­li­dir. Çün­kü nö­ral­te­ra­pi­nin et­ki­si çok hız­lı ol­mak­ta ve re­gü­las­yon er­ken baş­la­mak­ta­dır.

Te­ra­pi­ye di­renç gös­te­ren ve ra­hat­sız­lı­ğı bel­li bir olay­dan son­ra baş­la­mış has­ta­lar­da ise tar­tış­ma­sız en et­kin yön­tem Nö­ral­te­ra­pi’dir. Çün­kü so­ru­nun kay­na­ğı bo­zu­cu alan­dır ve bir an ön­ce eli­mi­ne edil­me­si ge­rek­mek­te­dir. Bo­zu­cu alan eli­mi­ne edil­dik­ten son­ra has­ta­nın psi­ko­lo­jik ya­pı­sı­nı des­tek­le­mek ve ener­ji re­gü­las­yo­nu­nu sağ­la­mak için mik­ro sis­tem Aku­punk­tur’dan fay­da­la­na­bi­li­nir.

Aku­punk­tur ve Nö­ral­te­ra­pi bir­lik­te uy­gu­la­na­bi­lir. Her iki me­tot­ta re­gü­las­yon üze­rin­de et­ki et­mek­te­dir. Her iki me­to­tu­dun bir­bi­ri­ne ya­kın­lı­ğı kom­bi­ne te­da­vi edi­le­bi­lir­li­ği­ni gös­ter­mek­te­dir. ‘Han­gi­sin­den vaz­ge­çi­le­bi­lir’ di­ye bir so­ru so­ru­la­cak olu­nur­sa ses­li ola­rak Aku­punk­tur di­ye­bi­li­rim.

An­cak ben 1992 yılından akupunktur eğitimini Almanya da tamamlamış bir hekim olmama rağmen ken­di kli­ni­ğim­de kom­bi­ne te­ra­pi­ler uy­gu­la­yan bi­ri­yim. Vü­cut Aku­punk­tur nok­ta­la­rı­na Aku­punk­tur iğ­ne­si tat­bik et­mi­yeli çok zaman oldu. Prof. Dr. Dr. Herget’in aku nokatalrına kaupunktur iğnesi ile karşılaştırmalı procain uygulamaları sonuçu LA açık ara üstünlüğünü gözlemlediğimde beri bende LA uyguluyorum. Çün­kü bu nok­ta­la­rın pek ço­ğu za­ten trig­ger nok­ta­lar­dır. Has­sas ol­ma­yan ve pa­to­lo­jik sin­yal ver­me­yen bir nok­ta­nın uya­rıl­ma­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni bi­li­yo­rum.

Bu de­ne­yi­mi ön­ce­lik­le Prof. Her­get ol­mak üze­re, Fe­lix Mann ve Joc­hen Gle­ditsch’ten edin­dim. Bu­nun ye­ri­ne ak­tif bul­du­ğum, za­ten Nö­ral­te­ra­pi man­tı­ğıy­la uy­gu­la­ma ya­par­ken te­da­vi­de et­kin­li­ği­ni dü­şün­dü­ğüm Aku­punk­tur no­ka­ta­sı­na da Lo­kal Anes­te­zik  en­jek­si­yo­nu yap­mak­ta­yım. Fa­kat mik­ro­sis­tem Aku­punk­tu­ru’nu sık­lık­la kul­la­nan bir he­kim ola­rak pa­to­lo­jik bul­du­ğum nok­ta­la­ra Aku­punk­tur iğ­ne­le­ri tat­bik edi­yo­rum. Ağız içi Aku­punk­tu­ru’nda ise sa­de­ce Nö­ral­te­ra­pi için öne­mi­ni bil­di­ğim LA kul­la­nı­yo­rum.

En­di­kas­yon­la­rın ben­zer­li­ği kom­bi­ne te­ra­pi­de te­ra­pi sü­re­si­ni kı­salt­mak­ta­dır. Kla­sik Aku­punk­tur yak­la­şı­mıy­la 15-20 se­ans­lar sık­ça tat­bik edi­lir­ken Nö­ral­te­ra­pi ile kom­bi­ne edi­len has­ta­lar­da çok da­ha kı­sa sü­re­ler­de iyi­leş­me sağ­lan­mak­ta­dır. Nö­ral­te­ra­pi’de or­ta­la­ma ya­pı­lan uy­gu­la­ma sa­yı­cı 4-5 se­ans­tır.

So­nuç ola­rak Nö­ral­te­ra­pi tek ba­şı­na ba­şa­rı­lı bir şe­kil­de uy­gu­la­na­bi­li­nen bir uy­gu­la­ma me­tot­duy­ken di­ğer ta­mam­la­yı­cı tıp me­tot­la­rıy­la kom­bi­ne­de edi­le­ne­bi­lir. An­cak Nö­ral­te­ra­pi’nin et­ki­si, yak­la­şı­mı, de­ğer­len­dir­me­si ve uy­gu­la­nı­şı  Aku­punk­tur’dan fark­lı­dır. Ken­di ba­şı­na bir di­sip­li­ni olan bir me­tot­tur.

Ge­liş­miş Ülkülerde ve hat­ta Çin’de Aku­punk­tur kür­sü­le­rin­den zi­ya­de Ge­le­nek­sel Çin Tıb­bı kür­sü­le­ri var­dır. Na­bız, dil teş­hi­si­nin ya­nı sı­ra ta­o fel­se­fe­si­nin yak­la­şı­mı, beş ele­men­tin öne­mi, bes­len­me, fi­to­te­ra­pi, eg­zer­siz, psikolojik des­tek ve bel­li arın­ma uy­gu­la­ma­la­rı­nı bir­lik­te kom­bi­ne ede­rek uy­gu­lar­lar. Aku­punk­tur’la tek ba­şı­na çö­züm bi­raz da bi­zim ül­ke­mi­ze has bir uy­gu­la­ma sa­nı­rım.

Prof. Dr. Dr. Her­get ile ça­lış­tı­ğım za­man için­de edin­di­ğim de­ne­yim, göz­le­mim ve uzun za­man­dır Al­man­ya baş­ta ol­mak üze­re Avus­tur­ya, Hollanda, İs­viç­re, Bel­çi­ka ve La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­rin­de­ki ça­lış­ma­lar bu­nun böy­le ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir.

Bir metodu bil­me­den sal­dır­mak ve­ya aşa­ğı­la­mak bi­raz da Şark yak­la­şım­dır. Aku­punk­tur ve Nö­ral­te­ra­pi’nin ne ol­du­ğu­nu bi­len ve bu ko­nu­da aka­de­mik ça­lış­ma­la­rı olan bi­ri ola­rak bu­ra­da­ki ka­fa ka­rı­şık­lı­ğı­nı gi­der­mek ve­ya iki metodun ben­zer­lik­le­ri ve fark­lı­lık­la­rı­nı gös­ter­mek gi­bi bir yü­küm­lü­lü­ğüm ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.

Aku­punk­tur ile sa­de­ce be­de­ne bir yer­den ya­ni yü­zey­den et­ki sağ­lar­ken Nö­ral­te­ra­pi ile çok da­ha fark­lı kat­man­lar­da et­ki sağ­la­mak müm­kün­dür. Bu­nun da­ha sağ­lık­lı an­la­şıl­ma­sı adı­na aşa­ğı­da­ki şe­ma­yı in­ce­le­me­ni­zi öne­ri­yo­rum. Segmental seviyeler üzerindeki yeri açısından şekil XIII.18 bakmanızdan fayda var.

CEPES – Laser ®

CEPES – Laser ® çok  yönlü bir terapi cihazıdır ve en fazla nöralterapi ve akupunktur uygulamalarında başarılıdır .

Özellikle iğne yapılmasından hoşlanmayan çocuklar ve yaşlılarda ağrısız akupunktur ve Nöralterapi imkanı sağlayan soft lazer kullanımı, ağız, baş, el, kulak ve vücut akupunkturunda , Head bölgelerinin, tetikleyici noktaların ve çakraların  tedavisinde, yara izlerinin giderilmesinde ve duygusal kilitlenmelerin çözülmesinde tercih edilebilir.

Diş hekimliğinde, yara iyileşmesinin sağlanmasında ve spor tıbbı alanında da etkinliği oldukça iyidir.

CEPES – Laser ® insanın büyüme ve rejenerasyonunun idaresinden sorumlu olan biyolojik süreçleri hücresel düzeyde uyarır.

Fizyolojik nabız atımına sahip pulsatil bir manyetik alanın organizmanın derinliğine girme yeteneği çok daha iyidir ve lazer etkisini destekler! Aslında bu durumda Lazer sadece yol göstericidir, Manyetik alanın ise vücudun  derinliğine ulaşması mümkündür.  Hem vücudun kendisine ait biyolojik bilgilerin hem de  vücudun dışından kullanılmak istenen maddelerin enformasyonlarının (örn. Homeopatik maddeler, ilaçlar, nozodlar, vücut kanı, alerjenler ve Bach çiçekleri) vücuda taşınmasını sağlayan bir sistemdir.

Bu yüzden yukarıda bahsedilen maddelerin dalga boylarının  manyetik alan yolu ile vücuda girebilmesini sağlamak için CEPES – Laser ® içinde cam ampullerin konulabileceği vidalı bir yuva mevcuttur. Bu yuva aynı zamanda daha geniş deri alanlarının tedavisinde lazer ışığının daha geniş bir alana yayılmasını da sağlar.

CEPES – Laser ® tam olarak organizmanın biyoenerjik düzeyinde çalışma olanağı sağlar.  Akupunktur noktalarına yöneltilmiş lazer ışını, meridyenler yolu ile iletilir. Fizyolojik  nabız frekansında (9 Hz) atımlı bir manyetik alanın etki derinliği 30 cm. dir. Biyofotonik alanın titreşimli uyarısı ile lazer etkisini kesintisiz destekler.

Organizmanın duyarlılık eşiğine ulaşabilmek için, büyük bir lazer performansına gerek yoktur. Bu nedenle CEPES – Laser ® in yalnızca 0.5 mW gücü yeterli olmaktadır.

Bu bilgiler ışığında bakıldığında CEPES – Laser ® bildiğimiz lazerlerden etki bakımından çok daha farklı ve kapsamlıdır. Yalnızca Dr. rer. Nat. W. Ludwig tarafından, Tauberbischofheim Biyofizik enstitüsünde geliştirilmiş manyetik alan cihazları doğanın dengesine uygun ve doğru oranda ayarlanmış elektromanyetik biyoalan üretirler (Yin-Yang Dengesi). Ayrıca  64 esansiyel eser elementin frekans aralığı bu sistem aracılığı ile üretilebilmektedir.

Tedavi yaklaşımı

Kronik rahatsızlıklarda: İlk tercih NT, özellikle sorunun zamansal ilişkisi söz konuysa tercih NT olmalıdır. Ağrı tedavisinde de ilk tercih NT’dır. Bozucu alan kaynaklı rahatsızlıklarda yine ilk tercih NT olmalıdır. Terapi süresi kısa tutulmak isteniyorsa NT çok etkindir. Akupunkturla tedavide 10-20 seanslarla elde edilen sonuç NT ile  3-5 seansta sağlanmaktadır.

Akut rahatsızlıklarda: MAPS (mikrosistem akp.) ile başlanmalı. MAPS, Vücut Akupunkturu ve NT ile kombine edilebilir. Bu kombinasyon terapisi Hastalıklarla mücadelede daha Etkin bir yaklaşımdır. Enerji dengesizliğinde ve psikolojik rahatsızlıklarda MAPS ve VAK etkindir, ancak sorunun kaynağında zamansal bir ilişki söz konusuysa NT öncelikle kullanılmalıdır.

İğne fobisi olan hastalarda: NT uygulanacak lokalizasyonlara ve Akupunktur noktalarına soft lazer ile tedavi yapılması doğru olur. Ancak soft lazer kullanırken iyisi procain (Hömopatik) dalga boyunu Lazer+ Manyetik alan aracılığı ile hedefe gönderen Dr. Lüdwig’in geliştirdiği bir kombinasyon cihazı ile çalıştım.

Bu cihazla bildiğim en etkin soft lazer cihazından daha başarılı sonuçlar gözlemledim.

Bu yazı Dr. Hüseyin Nazlıkul'un BARNAT 4 SAYISINDA YANINLANMIŞTIR.

Aynı makale Prof. Dr. Hüseyin NAZLIKUL'UN Nöralterapi adlı kitabında da mevcuttur.

https://huseyinnazlikul.online/